Seven Hills, One City
Yedi Tepe, Tek Şehir
Çok uzun zaman önce, yedi güzel tepenin üzerine, derin mavi bir denizin yanına görkemli bir şehir inşa edilmişti.

Altı noktalı kelimelere dokun, anlamı çıksın.
Long ago, a majestic city was built on seven beautiful next to a deep blue sea. This was Istanbul, a magnificent capital where emperors lived for centuries. Every hill had its own grand palace, historical mosque, or high stone tower.
Çok uzun zaman önce, yedi güzel tepenin üzerine, derin mavi bir denizin yanına görkemli bir şehir inşa edilmişti. Burası, imparatorların yüzyıllar boyunca yaşadığı muhteşem bir başkent olan İstanbul'du. Her tepenin kendi büyük sarayı, tarihi camisi veya yüksek taş kulesi vardı.
A young tourist named Leo visited Istanbul with a big colorful map. He walked up the sidewalks of the first hill to see the famous Hagia Sophia. From the high roof, he saw the fast merchant ships sailing across the waves smoothly.
Leo adında genç bir turist, büyük ve renkli bir haritayla İstanbul'u ziyaret etti. Ünlü Ayasofya'yı görmek için ilk tepenin dik kaldırımlarından yukarı yürüdü. Yüksek çatıdan, hızlı ticaret gemilerinin dalgalar üzerinde sorunsuzca yelken açtığını gördü.
On the second hill, Leo discovered the busy Grand Bazaar . He bought a small brass scale toy and tasted sweet red candies. The local shopkeepers welcomed him with hot black tea served in traditional small glasses.
İkinci tepede Leo, hareketli Kapalıçarşı labirentini keşfetti. Küçük bir pirinç terazi oyuncağı satın aldı ve tatlı kırmızı şekerlerin tadına baktı. Yerel esnaf onu geleneksel küçük bardaklarda sunulan sıcak siyah çayla karşıladı.
The city was a golden bridge of human connection. People from different countries walked on the same stone paths, sharing their knowledge and music. Leo loved listening to the sound of under the warm afternoon sun.
Şehir, insani bağların altın bir köprüsüydü. Farklı ülkelerden insanlar aynı taş yollarda yürüyor, bilgilerini ve müziklerini paylaşıyorlardı. Leo, sıcak öğleden sonra güneşinin altında martıların sesini dinlemeyi çok sevdi.
When the starry velvet night arrived, the city illuminated the minarets beautifully. Leo carefully placed his travel drawings inside his notebook. He understood that Istanbul was not just an town; it was a living museum of history.
Yıldızlı kadife gece geldiğinde, şehir fenerleri minareleri güzelce aydınlattı. Leo seyahat çizimlerini defterinin içine dikkatlice yerleştirdi. İstanbul'un sadece sıradan bir kasaba olmadığını; yaşayan bir tarih müzesi olduğunu anladı.
Kelimeler
Hikayedeki 6 yeni kelime, hikayeden örnek cümleleriyle.
The ancient castle stands tall on top of the green hill.
We walked up a very steep street to reach the bakery.
The narrow streets of the bazaar felt like a grand labyrinth.
The white seagulls flew close to the fast ferry boat.
He carried a small lantern to light up the dark garden path.
It was an ordinary weekend until our new neighbors arrived.
Ne kadar anladın?
4 kısa soru. Cevabını seç, hemen doğrusunu gör.


